TOBB Balıkesir İl Akademik Danışmanı Prof. Dr. Metehan Yılgör’ün Türkiye’de zeytin üretimi konulu yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz - AYVALIK
Menü Kapat

TOBB Balıkesir İl Akademik Danışmanı Prof. Dr. Metehan Yılgör’ün Türkiye’de zeytin üretimi konulu yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz

Stratejik bir konu: Türkiye’de zeytin üretimi

Serbest Kürsü

Prof. Dr. Metehan Yılgör – TOBB Balıkesir İl Akademik Danışmanı

Zeytin ile ilgili ilk okumalarımı yaptığımda şu ifade çok dikkatimi çekmişti: “Zeytin, fakir toprakların zengin ağacıdır”. Bu ifadeyi biraz değiştirirsek “Zeytin, Türkiye’nin fakir topraklarının geçim kaynağıdır” veya “Zeytin, Türkiye’de fakir toprakların geçim kaynağıdır”  diyebiliriz. Fakir toprak burada taşlı, boz, verimsiz anlamında kullanılmıştır. Zeytin dağda, bayırda, kayada yetişebilen bir ağaçtır ve en zor şartlarda bile yüzyıllarca yaşamını sürdürebilmektedir. Zor koşullarda yüzyıllar boyu yaşayabilmesi nedeniyle ölmez ağaç veya ölümsüz ağaç olarak da adlandırılır. Dört mevsim dökülmeyen yaprakları altında oturabileceğimiz, kutsal kitaplarda yer etmiş bir ağaçtır zeytin ağacı. Sabahları kahvaltıdan önce yağını içtiğimiz, kahvaltılarda yediğimiz, yemeklerde ve salatalarda hem yağını hem de kendisini kullandığımız tadına doyum olmayan bir meyvedir zeytin.

Zeytin, sofralarımızın ve sağlığımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, fakat maalesef son dönemlere kadar ülkemizde zeytin sektöründe markalaşma düşük oranda kalmış ve üretilen zeytini ve zeytinyağını dünya pazarına bilinçli bir şekilde tanıtma fırsatımız olmamıştır. Son yıllarda ise bilinçli tüketicilerin sayesinde çoğu firma yavaş yavaş markalaşmaya ve kaliteli ürünler üretmeye başlamıştır. Bu gidişata bakarak önümüzdeki yılların ülkemizde üretilen zeytinin ve zeytinyağının markalaşması açısından parlak olduğunu öngörebiliriz.

Bugünkü yazımda zeytin ekonomisine ve zeytin ağaçlarının bakımına değinmek istiyorum.

Zeytin ağaçlarının bakımı

Ülkemizdeki zeytinlikler yakın zamana kadar çekirdekten doğada yetişmekteydi. Daha sonra bu yabani zeytinlikler aşılanarak delice zeytinlerin meyveleri de toplanmaya başlandı. Son 20 – 30 senedir ise üreticilerimiz aldıkları fidanları 6 – 6, 6 – 5,  6 – 4, 5 – 5 gibi çeşitli ekim ölçüleri ile düzenli bir şekilde bahçelerine dikmeye başladılar. Bu sayede 2000’li yıllarda 80 milyon civarında olan zeytin ağacı sayımız 2020 yılında 180 milyon civarına ulaştı.

Dikilen bir zeytin fidanı iyi bakılırsa en az sekiz sene sonra verim vermeye başlamaktadır. Bu sekiz sene içinde zeytin bahçesinin düzenli olarak sürülmesi, zeytin fidesinin etrafında kalan bölgenin çapalanması ve yaz döneminde sulanması için yalakların hazırlanması gerekmektedir. Kış dönemine girerken ise fidan diplerine hayvan gübresi ile ağaç başına 100 gr fenni gübre atılması ve yalakların kapatılması gerekir. Bu temel bakımın yanında fidanların meyve verecek düzeye getirilmesi oldukça zahmetli bir iştir. Zaten ülkemizdeki temel sorun, hangi ağaç olursa olsun, fidanların dikilmesi fakat bakılmamasıdır.

Zeytin fidanları büyüdükten ve zeytinler toplanmaya başladıktan sonra doğa ile mücadelemiz başlar. Her yıl zeytin hasadından sonra borda bulamacı atılarak kışa hazırlığın ilk adımı gerçekleştirilmektedir. Ocak ve Şubat aylarında kök gübresinin verilmesi ve bahçelerin sürülmesi, Mart döneminde ise ağaçların budanması ile devam eden süreç hava sıcaklıkları 25 derecenin üzerine çıkmaya başladıktan sonra pamuklu biti, güve ve kırmızı örümcek gibi ağaçlarda görülen zararlılara karşı mücadele ile devam eder. Baharda tekrar bahçede büyüyen otların sürülmesi, yaz döneminde ağaçların sulanması ve Ağustos ayında zeytin sineği ile mücadelenin başlaması süreci Kasım ve Aralık aylarında zeytinin toplanmasına kadar devam eder. Bu işlemlerin sonucunda kaliteli zeytin ve zeytinyağı yeme şansına sahip oluruz. Üretici tüm bu sürecin sonunda elde ettiği üründen para kazanamazsa veya girdileri artmaya başlarsa, ilk önce bakım masraflarını kısmaya başlayacak ve bu durum doğal olarak verimin düşmesine evrilen bir sürece gidecektir.

Türkiye’de zeytin üretimi

TÜİK’in rakamlarına göre 2000 yılında 97 milyon olan zeytin ağacı sayısı 2020 yılında 187 milyon adede ulaşmıştır. Yani son 20 yılda 90 milyon adet zeytin ağacı dikilmiştir. Bu çok büyük bir başarıdır! Fakat son yirmi yılda 90 milyon yeni zeytin ağacı dikilmesine rağmen, 2000 yılında toplam üretim 1 milyon 800 bin ton iken 2020 yılında toplam üretim 1 milyon 316 bin tonda, 2021 yılında ise 1 milyon 716 bin tonda kalmıştır. Diğer bir ifadeyle, ağaç sayısındaki artış zeytin üretimine yansımamıştır.

Yazımızın başında ifade ettiğimiz gibi, ülkemizde fidanların dikildikten sonra bakımlarının yapılmaması ciddi bir sorundur. Ektiğimiz ürünler de tıpkı bir insan gibi gıdaya ve suya ihtiyaç duyarlar. Bir zeytin fidanına %90 oranında azot, fosfor veya potasyum, %10 oranında magnezyum, çinko, bor vb. gıda takviyesi yaptığınızda fidanınızın büyüdüğünü keyifle seyredebilirsiniz.

Türkiye’deki zeytin üretim sürecinde çözülmesi gereken sorunlar temelde üç başlıkta toplanmaktadır: Zeytinlerin bakım sorunu, kaliteli üretim ve markalaşma. Bu üç konu ile ilişkili sorunlar çözüldüğü takdirde Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünyada birinci sıraya çıkmaması için herhangi bir sebep yoktur. Çözüm yolu ise bellidir: Üreticinin eğitilmesi ve devletin üreticiyi hem maddi hem de manevi olarak desteklemesi.

Tüm sorunların çözümü için en temel konu eğitimdir. Tarım Bakanlığımızın il ve ilçe Tarım Müdürlükleri’nde çalışan personel ile beraber çiftçiler ve üreticiler için eğitimlere ağırlık vermesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu eğitimler online, yüz yüze veya uygulamalı olarak planlanabilir ve Türkiye’nin konusunda en iyi öğretim üyeleri bu eğitimleri rahatlıkla verebilir. Bu eğitimlerin dostlar alışverişte görsün diye sadece bir kez verilerek bırakılmaması, aksine durmaksızın her yıl bir ya da iki kez tekrar etmesi gerekmektedir. Hatta üreticilere bu eğitimlere katılma zorunluluğu da getirilmelidir ve yapılan sınavlarda başarılı olamayan çiftçiler, üreticiler ve personel başarılı olana değin bu eğitimlere tekrar alınmalıdır. Ancak bu şekilde yürütülecek sürekli bir eğitim programı ile üreticilerimizin eksikleri tamamlanabilir ve sorunlar çözülebilir ve bu sayede, üreticilerimiz yeni bilgiler ile tanışma ve dünya ile rekabet edebilme fırsatını yakalayabilir.

Karar vericilere buradan seslenmek istiyorum: Çiftçilerimizin üretime devam edebilmek için moral ve motivasyona ihtiyaçları vardır ve eğitim bunun en önemli parçasıdır. Verilen destekler sadece maddi olarak değerlendirilmemelidir.